nietzsche üzerine

freud’u sevmeyen psikologlar olabildiği gibi nietzsche’yi sevmeyen felsefe mezunları olabileceğini kabullenerek başlayalım. iki isim de kendi alanlarında sansasyonel kabul edilen işler yapmış, iki isim de alanda mürekkep yalamamışlar tarafından abartılmış, ikisi de kendi dönemleri içinde değerlendirmek gereken isimlerden. bu yüzden freud’un psikanalizini değerlendirmeyi psikologlara bıraktım ve nietzsche’nin felsefesini aldım da geldim bugün.

son bir haftayı hakkını teslim etmek adına nietzsche okumaya çalışarak geçirdim. üslubu gereği benim için okuması ve anlaması zor bir isim, bu yüzden de epey tadım kaçtı kendimi zorladıkça. kendi sancılarımı bir yana koyarsam üslubun genel bir tanımını yapalım: nietzsche neden sonuç ilişkilerinden azade, daldan dala atlayan – hadi daha formel bir kelime kullanıp “kesintili” diyelim – ve büyük oranda şiire yakın bir tarzda yazıyor ama şiir yazmıyor. kısa paragraflar, kendini sıkça tekrar eden kelimeler, konusunu olduğu gibi anlatmak yerine seçtiği alegorik anlatım şiirle yakınlığına örnek gösterilebilir. halihazırda zerdüşt kendini “şair” olarak anıyor da. yine aynı zerdüşt bir havarisi kendisinden bir önermesine dair sebep göstermesini istediğinde, “bir de nedenleri mi tutacaktım aklımda?” diye cevaplıyor. tabi böyle cevaplamıyor. tam olarak şöyle:

“bir bellek fıçısı olup çıkmaz mıydım, nedenlerimi de saklasaydım kendimde? çok geliyor kendi görüşlerimi kendime saklamak bile; kimi kuşlar da uçup gitti.”

böyle söyledi zerdüşt, frıedrıch nıetzsche

bence artık daha net ne demek istediğim.

bu bir düşünceyi aktarmak için ne garip bir yol! simge hakikati söyler diyen terry eagleton* geliyor aklıma, hakikate vakıf olamadım diye derdime yanıyorum. anlaşılmamak mıydı hedefin canım nietzsche? ya da yalnız üst insanın seni anlaması? nietzsche beni tanısaydı, beni çöpe atacağı poşete acırdı. o kadar da temiz bir kast sistemi var kafasında. hadi bu kast sisteminden bahsedelim.

bir antik yunan filozofu olan herakleitos’un felsefesine olan samimi duygularıyla tanıyoruz nietzsche’yi. ikisi de diğerlerinden (yani kendileri ve kendilerinin sevdikleri az sayıda insan dışında kalan oldukça kalabalık bir insan grubundan) “pek çoklar”, “pek fazlalar” diye bahsediyor. nietzsche doğrudan kopyalıyor bu herakleitos söylemini. bu pek çokları “sürü insanı” tanımını alarak nietzsche’nin kast sisteminde en alt basamağı oluşturuyorlar. aldıkları isimlerden anlayacağınız gibi gereksiz olan bu insan grubu hayvan ile üst insan arasındaki çizgideler(diğer tüm insanlar gibi). bu çizgi bir uçurumun üstüne gerili bir ip ve ancak ipin üstünde yürümeyi denemeye cesaret edenlerin varlığı dünya için yeterli ve hatta daha doğru. bu ipin üstünde yürümeye kalkışmayanlar, uçurumun üstünde olduklarını ve ince bir çizgide hareketsiz bir hayat yaşadıklarını fark etmeyenler varsın düşsün zaten de cesurlara, tutkululara yol açılsın. tamam, benzetmeden çıkalım. diyor ki: hepimiz bir değerler sisteminin içine doğarız. kimi kanaatkarlar, içine doğdukları bu değer sisteminin farkına bile varmaz, onun cevval bir uygulayıcısı olur ve asla alternatif bir gerçeklik aramazlar. bunlar sürü insanıdırlar. (sendika yürüyüşü görünce de “sürü geçiyor” demişliği var) kendine yüklenmiş değerler sisteminin farkında olanlar geliyor ardlarından. bunlara pasif nihilist diyor. farkında ama henüz harekete geçmemiş, hiçbir şeye “hayır” dememişler bunlar. (2 mayıs tarihli şerh: pasif nihilist de “hayır” der ama aktif bir yeni anlam ve değer arayışının olmadığını not düşelim buraya. bu aşama yaygın bilinen nihilizm tanımına da denk düşer. detaylar için bkz: aşağıdaki yorumlar) ardından aktif nihilistler geliyor. bunlar “hayır” diyenler. kendilerine dayatılmış kurallara (ahlaki, dini, kültürel tüm kodlara) “hayır” diyenler ve anlam arayışında olanlar. kendi özgün değerler sistemini kuranları kutsuyor nietzsche. kendilerine “evet” diyenleri. onlar da “üst insan”lar. insan üst insana ulaşmak için harcanması gereken bir sarfiyat malzemesidir nietzsche’de. şimdi buyurun can pazarına.

kendisinin hiç mi iyi bir yanı yok? dönem olarak hegel’den (1770-1831) – ulus devletin oldukça sağlam temeller üzerine oturtuluşundan – hemen sonra gelip topluma, kültüre, dine, tanrıya yüksek sesle “kötü” demek cesaret istiyor elbette. ama yukarıda sendikayla ilgili örnekte söylemek istediğim gibi örgütlülüğün, ortak aklın, ortaklık içeren herhangi bir şeyin güzellemesini yapamazsınız nietzsche’nin felsefesiyle. zira ortaklık ve birliktelik “zayıf”lar içindir. zayıfların birbirine sığınışıdır toplum ve halkın kendini yönetmesi olarak demokrasi akla gelebilecek en kötü yönetim biçimidir. insana gerekense kendini gerçekleştirmesine, kendi değerini yaratmasına imkan tanıyacak bir “özgürlük”tür.

gelecek programda felsefesini sevdiğim freud’la psikolojisinden hazzetmediğim nietzsche’yi karşılaştırırım belki. bir de iki ismin de kadınlarla olan derdine “özcülük” kavramını da dahil ederek değinmek gerek belki.

hakkında konuştuğumuz eser nietzsche’nin “böyle söyledi zerdüşt”’ü. bendeki kopyası türkiye iş bankası yayınlarından 2019’da çıkmış idi.


* eagleton, terry; edebiyat kuramı( ayrıntı yayınları, 2014): “bu anlamda simge, zihne sorgu sual istemeyen hakikatler getiriyordu, sen ister gör ister görme.”

Yorumlar

“nietzsche üzerine” için 4 cevap

  1. Kemal Düdükhoca Avatar
    Kemal Düdükhoca

    Bildiğim kadarıyla, pasif nihilist tıpkı aktif nihilist gibi “hayır” diyebilen (kendisine dayatılan değerlere) insandır. Zaten pasif nihilizm dayatılan değerleri sorgulayıp bu değerlerin gerçekten bir değer olmadığını görüp bu psikolojik hastalığa düşüşün ilk aşamasını temsil eder. Pasif nihilizm ile aktif nihilizm arasındaki ayrım etkin istenç veya güç istenci ile açıklanabilecek bir şeydir. Aktif nihilist kendinde kendi değerlerini yaratabilecek güç istencine sahip olabilen fakat etkin istencini henüz bilfiil olarak harekete geçirememiş olan tiplemedir. Zaten harekete geçirdiğinde üstün insan yolu açılır ve ilke olarak kendine ebedi dönüşü benimser vs. Pasif nihilist ise dayatılan değerlere hayır diyen fakat kendinde kendi değerlerini yaratabilecek kadar güç istencine sahip olamayan bir tiplemedir. Freud hakkında da yaz bu arada. Psikologlara bırakmayalım. Onlar boş insanlar. Saygılar sevgiler nazlı. ( ) Bu boşluğu bir kelime ile sen doldur. İpucu: Kelime s harfi ile başlar.

    Beğen

    1. alesterekop Avatar

      aktif ve pasit nihilist arasındaki ayrım için sırtımı kitabın “üç dönüşüm üzerine” isimli bölümüne yaslamıştım. deve, aslan ve çocuk dönüşümlerini sırasıyla pasit nihilist, aktif nihilist ve üst insan ile eşleştirmiştim. devenin durumu bu eşleştirmede halen kafamı karıştırıyor, dün de okuma grubunda epey tartıştık. beraberce bu eşleştirmede karar kıldık. eğer doğruysa “hayır” kelimesi ilk aslan’ın ağzından çıkıyor, bu da bizim eşleştirmemizde “hayır” kelimesini aktif nihiliste atfediyor. pasif ile aktif nihilist arasındaki ayrım etkin istençteyse ikimiz de doğru söylüyor olabiliriz hâlâ: aktif bir hayır deme hali, “hayır” deyişin bir eylem olarak okunabileceğini düşünüyorum. özetle, ya bu eşleştirme yanlış ya da yeniden bakmalıyım. senin daha incelikli bir yorum yaptığınaysa neredeyse eminim, bilirsin, ben genellikle üşenirim. ama aradığım itiraz buydu, bu yüzden teşekkür ederim. sevgiler bizden. dipnotuna cevabıma gelince: ()

      Beğen

  2. Enes başgan Avatar
    Enes başgan

    Deve sürü insanına tekabül ediyor

    Beğen

    1. alesterekop Avatar

      detayını tartışmayayım ama biraz uzaklaşıp yeniden bakınca haklı buldum, takıldığın noktayı da anladım ve değiştirdim. ilgi için teşekkürler Enes.

      Beğen

Yorum bırakın