anne karnındaki bebeğin “ben” ile “ben olmayan” ayrımı yoktur. annesiyle kendisi arasındaki sınırları göstermesi istenebilse bunu başaramayacağı açıktır. bunu benim de başaramayacağım açık, içerisi ve dışarısı konusunda kendimle tartışır, hangisinin anne hangisinin çocuk olduğunu karıştırırım. ya da bir dakika: zaten böyle bir ayrım yapılabilir mi ki?
ihtiyaçların neredeyse var olmadan karşılandığı bu birliktelik duygusu doğumdan sonra ortadan kalkar. anneyle bebek arasındaki bağ kesilmiştir. ilk andan itibaren hava, su ve besin artık birer dış öğedirler. dış dünya kendini ihtiyaçlar üzerinden hissettirir. bebek kendine dahil sandığı her şeyi zamanla kendinden kesip atar. anne karnında muhtemeldir ki acıkma diye bir histen haberdar değilsinizdir ama dışarıda karnınız acıktıysa dışsal bir öğeyle doyurulmanız gerekir. freud bunu ilk patolojik sorun olarak okur. varoluş bir bütünlük içinde başlamıştır ama artık hayatta kalmak bireyin çabasını gerektirmektedir. bebekseniz ağlarsınız, yetişkinseniz kalkar yemek yaparsınız. bu durum örneğin bu günlerde “her gün üç öğün ne yiyeceğini düşünme” sorunu olarak bize eşlik etmekte. freud’a göre yemek yapmaya üşenmeniz veya nur ile doyma hayalleri kurmanız şaşırtıcı değil.
anneden koparılan kişi ömrü boyunca bu ilk birlik duygusunun arayışındadır. kimimiz aşkta, kimimiz dinde (nur vb ile doyabileceğinizi söyleyen tüm doğa üstü öğretilerde) bu birlik duygusunu yeniden bulmayı deneriz. burayı “güç sizinle olsun” diyerek noktalamak isterim.
“aşkın doruklarında ben ile nesne arasındaki sınır silinme tehlikesi gösterir.”
“peki ne diye anne karnına dair hatıralarım tüm hayatım boyunca yakama yapışmak zorunda olsun ki?” sorusunun cevabını, roma gibi defalarca yıkım görmüş bir şehrin tarihi eserlerini tüm katmanlarıyla eş zamanlı gözümüzde canlandırmaya çalışırken arar freud. ama bir türlü kendi örneğinden tatmin olmaz. roma tarihindeki tüm dönemleri ve bu dönemlere dair tüm önemli, imza niteliğindeki eserleri aynı anda gözde canlandırma çabası – bu eselerin bir kısmının mekânsal kesişimlerini de hesaba katınca- epey zorludur. bunu bellekteki hatıranın da eş zamanlı var oluşuna denklemek ister. ama örneklerle konuşmanın zorluğuna takılır ve şunu demekle yetinir: “…ruhsal yaşamda geçmişin korunabileceğini, ille de yok olması gerekmediğini iddia etmekle yetinmeliyiz.”
dönelim bebeğin son durumuna: ana damardan koparılmış, ben ile ben olmayanı ayırmış kişi artık üç ayrı cephede savaşacaktır: kendi bedeninin ihtiyaçları veya getirisi olan tüm olumsuzluklar, doğanın bizim için hazırladığı küçük süprizler (doğal afet ve benzerleri) ve diğer insanlarla ilişkilerin olumsuz tüm getirileri. bu cephelerden ilk ikisinin yıkıcılık kapasitesine rağmen insan en çok, diğer insanlarla olan ilişkilerinin olumsuz sonuçlarından şikayet etme eğilimindedir.
freud, hayat denen savaş alanındaki amacı “mutlu olma”, yani “hazza yönelme” ve “acıdan kaçınma” olarak tanımlar. hazzın peşinden koşma zorlu bir hedeftir, bu yüzden genel eğilimimiz acıdan kaçınma yönündedir. “uygarlığın huzursuzluğu” tam buralarda baş gösterecektir. huzursuzluk sorununu toplum olarak yaşamamızın bir sonucu olan suçluluk duygusuna – kendi deyimiyle yıkım güçlerine – bağlayacak. ama oraya daha var. bu yüzden belki bunu parçalı bir dizi yapmak gerek.
o halde toparlarken şunu paylaşayım: metnin sade dili okumamı oldukça kolaylaştırdı. freud’un “uygarlığın huzursuzluğu” eseri – salt psikanalitik bir eser olarak görülmekten ziyade – felsefi, toplumsal ve antropolojik temelli bir eser olarak görülüyor. benim için metinde öne çıkan ilk iki bölümdü: gündelik insanın yaşamının ve insan hayatının amacının derli toplu sade bir dökümü. din ihtiyacı ve hatıralarımızın ne kadarının bizimle yoluna devam ettiği tartışmaları ilgimi çok çekti ki bu kitabın konusu açısından bakıldığında ana tartışmayı destekleyici nitelikteydiler. derdim de tüm kitabı anlatmak, ana temaları aktarmak olmadığı için gönlümce seçebildim. şükürler olsun artık okulda değilim.
gidip yemek yapayım.
sevgiler.
ikarus’un düşüşüne üzülmeli miyim? | alesterekop için bir cevap yazın Cevabı iptal et