

yıllar önce bant mag basılı olarak yayımlanır, ben de ayvalık’taki merkez gazete bayiini ayın son beş gününden başlayıp dergi elime geçene kadar deli gibi darlarken… (sayın bayın beni görünce göz kapakları yarıya iniyordu dergi henüz gelmediyse, konuşmadan uzaklaşıyordum) günlerden bir gün derginin bir sayısında iyi içeriklere sahip online mecraların bir listesini paylaştılar. ben de oturup hepsini teker teker inceledim, prensese mektuplar’ı çok sevdim ve düzenli takibe başladım. uzunca bir süre e-bülten listelerinde
kayıtlı kaldım. ta ki onlar yazmayı bırakana kadar. neyse ki birikmişti yıllar içinde epeyce içerik de dönüp dönüp bakmalık, ilham almalık bir kaynak olarak durdu orada.
geçen sene 19. yy felsefe tarihi sınavı hasebiyle schelling isimli alman filozofun düşüncelerini anlamaya çalışırken “sanatın bilgi sağlamasının imkanı” gibi bir başlık girdi hayatıma. upuzun konuşmak gerek. tabi ki başka zaman. ne okudum, ne anladımsa artık, aniden prensese mektuplar’da zamanında okuduğum bir yazıyı hatırladım. hemen yeniden açıp okudum yazıyı ve bir hocam ve bir arkadaşıma mail gönderdim ve bendeki çağrışımları, kafamda patlayan havai fişekleri kısaca anlattım. okumak isteyenleri için yazının linki burada.
neyse ki hocam anlayışlı çıktı, gördü elimi ve arttırdı. felsefeci olmayan bir francis bacon daha olduğunu bilmezken ben, brancusi ile bacon’ı kıyasa götürdü konuyu.
öpücüğün formu isimli kaynak yazıya göz atmakta fayda var. hem benim burada tekrar etmeyeceğim felsefi ve sanatsal detay orada. hem de prensese mektuplar biraz burayla ilgili vizyonuma işaret ediyor. bu yüzden şiddetle tavsiye edilir.
hafif anarşik olmanın, keskin bir düzenden sıkılmanın moda olduğu günlerde modaya uyacağım ben de. düzenin, yöntemin, zihinlerimizin ya da dilimizin çalışma şeklinin bize sağladığı bilim denen koca külliyatı görmezden gelmeyeceğim veya küçümsemeyeceğim. hem ne haddime hem de gündelik hayatımı sistematize etme çabamın dayanağı da orası. neden sonuç ilişkileri, zamanda ve mekanda bitişiklik veya uzaklık üzerinden anlıyorum her şeyi. bu yazıyı da benzerlikler üzerine kurdum örneğin. bu kestirip atabileceğimiz bir şey değil. yine de sistemsizliği övmek istiyorum bugün. çünkü başı sonu belli, “neredeyim? ne yapıyorum?” diye sorma gereğinin olmayacağı dümdüz hayat yaşamaya çalışıyorum ama yaşayamıyorum. kedinin uzanamadığına burun kıvırışından feyzle zaten toparlanacağım da ne olacak diyorum. salt akla bırakılan hayatın geldiği distopik atmosferi ciğerlerime çekip “itliğe serseriliğe vurayım.” diyorum kendime. evde çok serseri oluyorum.
brancusi diyordu ilgili yazı. kendisinin çalışma odası yukarıda. bir de bacon demiştik. onunki de aşağıda. birer eser örneğiyle beraber. iki ressamın bu kıyası yoluyla kendime ve aynı dertten mustarip herkese telkin etmek istediğim şey şu : dağınıklık da üretken olabilir.
tabiii üretkenliğinizin kime ne hissettireceği konusu var ki o da bir gün uzun yazmayı becerirsem onun konusu olsun.


Yorum bırakın